KAYMAKAM NAYMAN; “KAPIMIZ DEVLET KAPISIDIR”

Ana Sayfa » Gemerek » Gemerek'li Şair Öğretmen Kenan Çarboğa...

Gemerek'li Şair Öğretmen Kenan Çarboğa...

25 Eylül 1983 tarihinde Gemerek Seydinali Köyü’nde dünyaya geldi. Kenan Çarboğa ilköğrenimini Gemerek’te, ortaöğrenimini Kayseri’de ve yükseköğrenimini Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi sınıf öğretmenliği bölümünde tamamladı.

 
 
Gemerek'li Şair Öğretmen Kenan Çarboğa...
25 Eylül 1983 tarihinde Gemerek Seydinali Köyü’nde dünyaya geldi.

Kenan ÇARBOĞA ilköğrenimini Gemerek’te, ortaöğrenimini Kayseri’de ve yükseköğrenimini Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi sınıf öğretmenliği bölümünde tamamladı.

Tayin olduğu Gemerek Seydinali Köyü B.S.İ.Ö. Okulunda 2006 yılından beri Müdür Yetkili olarak halen görev yapmaktadır.



İLESAM üyesi olan Kenan ÇARBOĞA ulusal ve uluslar arası yayın yapan:

■Türk Edebiyatı,

■Kümbet,
■Türk Dili, Dil ve Edebiyat,
■Köprü (Makedonya),
■Türkü,
■Gül Dalı,
■Redif,
■Çağrı,
■Kerkük Feneri,
■Birdenbire,
■VatanBir,
■Birliğe Çağrı,
■Araz (Güney Azerbaycan),
■Türkçe Yaşam,
■Kalgay(Kırım)
■Her Telden,
■Eğitim
■Sanat Sokağı

İsimli dergilerde şiir, makale, edebi tenkit ve Türk Dili konularında yazılar yazmaktadır. SÜT RENGİ DÜŞLER ve AZ KALDI adında yayımlanmış iki kitabı bulunmaktadır.

Hakkında Türk Edebiyatı Vakfı başkanı Servet KABAKLI tarafından Tercüman ve Yeniçağ gazetelerinde, şair Abdurrahim KARAKOÇ tarafından Vakit Gazetesi’nde ve şair Yavuz Bülent BAKİLER tarafından Türkiye Gazetesi’nde makaleler neşredilmiştir. Ayrıca Sanat Sokağı Dergisi’nde Fehimdar ÇİFTÇİ ve Kümbet Dergisi’nde Dr. Nazlı Rana GÜREL tarafından Kenan ÇARBOĞA’yı anlatan yazılar kaleme alınmıştır.

TÜRKİYE GAZETESİ’ndeki YAVUZ BÜLENT BAKİLER’in 10 NİSAN 2010 tarihli yazısı

DÜŞÜNDÜKÇE

Yavuz Bülent BÂKİLER
yavuzbulent.bakiler@tg.com.tr
10 Nisan 2010 Cumartesi

Yeni bir halk şairi: Kenan Çarboğa

Feyzi Halıcı, Konya’da, Âşık Veysel’e sormuştu:

-Halk şiirimizin, son gerçek halkası sensin. Senden sonraki halk şiirimiz hakkında ne düşünüyorsun? Veysel, şöyle cevap vermişti:

-Hakkımdaki iyi düşünceler size ait. Türk milleti sağ olsun. Analar daha ne arslanlar doğurur.

Kaç günden beri, elimde yeni bir şiir kitabı var: Kenan ÇARBOĞA’nın AZ KALDI isimli ilk şiir kitabı. Hemen her sayfasını büyük bir zevkle çeviriyor ve Âşık Veysel’in cevabını hatırlıyorum. Görüyorum ki Türk anaları, yeni arslanlar doğuruyor ve halk şiirimiz bütün özellikleri ve güzellikleriyle devam ediyor.

Sivas, halk şiirimizin harman olduğu şehirlerimizin başında bulunuyor. Arkadaşım Dr. Doğan Kaya, Sivas Halk Şairlerini 5 büyük ciltte topladı. Şimdi 813 Sivaslı halk şairiyle karşı karşıyayız. Kenan ÇARBOĞA da, Sivas toprağında yetişen değerli şairlerimizden biri. Adı o 5 ciltlik büyük derlemeye daha girmemiş. Ama 77 şiirle güzelleşen ilk kitabıyla; “Ben de varım! Ben de varım” diyerek dikkatimizi çekiyor. Bu yeni öğretmen şairimizin önce Türkçe’sini övmek istiyorum.

Kullandığı kelimeler, anamızın, sevgilimizin, eşimizin, dostumuzun, çocuklarımızın yüzleri gibi. Güzel, canlı, sıcak, pırıl pırıl kelimeler.

KENAN ÇARBOĞA, halk şiirimizin özelliklerini-güzelliklerini bilen, vezni ve kafiyeyi dosdoğru kullanan şairlerimizden. Ah yerim müsait olsaydı da ÇARBOĞA’dan buraya 15-20 şiir alabilseydim. ANADOLU şiirinde, insanımızın çilesini ne kadar rahat anlatıyor:

Sen Anadolu’yu gördün mü gardaş?

Tozlu yollarına vuruldun mu hiç?
Torbanda hep kuru ekmek, yavan aş
Gurbetten gurbete sürüldün mü hiç?

Uyandın mı şöyle ezandan erken?

Seher rüzgârında mahmurluk varken,
Sen taşlı tarlada ekin biçerken
Tırpana şevk ile sarıldın mı hiç?

Konuştun mu şu karşıda duranla

Kirmen çevirenle, kirkit vuranla..
Dolunay altında sap savuranla
Bir yer yatağına serildin mi hiç?

Evdeşin ellere gelin oldu mu?

Muradın koynunda yarım kaldı mı?
Tek oğlun askerden şehit geldi mi?
Dizlerini dövüp yoruldun mu hiç?..

Halk şiirimizde şathiye, bir konuyu mizah çerçevesinde anlatıp bizi güldürmek içindir. Yunus Emre bir şathiyesinde “Erik dalına çıkarak üzüm yediğini, bir sineğin bir kartalı kaldırıp yere vurduğunu” yazıyor.

Kenan ÇARBOĞA’nın karıncalı şathiyesi de şöyle:

Bir karınca aldım pazar yerinden

Kilosunca altın verdim inanma.
Bağlamaya ip istedim birinden
Tüm paramı buna serdim inanma.

Dört vinç gelip yüklemeyi denedi

Kalkmadı yerinden tutmuş inadı,
Zorlarken çizildi, dizi kanadı
On saatte ancak sardım inanma.

Ne yapayım bu koskoca hayvanı

Bir günde bitirdi bütün samanı
Boynuna geçirdim demir palanı
Pulluk takıp, tarla sürdüm inanma.

Sulamaya Van Gölüne götürdüm

İki günde kaynağını bitirdim
Millet ayaklandı, geri getirdim
Ferhat gibi dağlar deldim inanma…

ÇARBOĞA’nın, Berikan Yayınevince basılan AZ KALDI kitabını bulup siz de okuyun; seveceksiniz

Abdurrahim Karakoç

Vakit Gazetesi 2009-05-06

Şiir, şair ve sığırlar üzerine 

Şiir, edebiyatın okurken kısa menzilli, yaşarken en uzun soluklu olanıdır…

Şiiri adamlar yazar… Kopukların, sapıkların yazdıklarına yandaşları şiir deseler de inanmayın… Çünkü, çirkef kokar pek çoğu…

Kenan ÇARBOĞA isimli şairin “AZ KALDI” isimli, Berikan Yayınları’nda çıkan kitabını tanıtacaktım bugün…

Edebin, güzelliğin, estetiğin harman olduğu bir kitap…

Ne var ki; bir gazetede “Altı maddede şiir ve necaset” başlıklı bir yazı ilişti gözüme...

Adı Ahmet Güntan olan, şairliği maskaralık belleyen birisi, Kitaplık adlı bir dergide “Bok üzerine tezler” başlıklı bir şiir yayınlamış…

Ben size, boktan şairlerin boktan şiirlerini özetleyecek değilim… Sırf bilesiniz, şiiri dahi kenefe çeviren sapık ruhlularla edebiyata, şiire gönül veren halis insanları ayırt edesiniz diye dokundum o pis konuya…

Gelelim ÇARBOĞA’nın şiirlerine…

Son zamanlarda okuduğum hece vezni şiirler içinde bence en halisi, en tutarlısı, en edebi olanı desem yalan çıkmaz…

Kitaba adını veren şiirden bir kıta:

Sabredin yeter ki yol versin Allah,

Bir sefere çıkacağız, az kaldı.
Her derdin, tasanın, zulmün inşallah
İcabına bakacağız az kaldı…

Bir temennidir…

Amellerin niyete göre değer bulduğu hükmüne, temennilerin de has ve pisliklerden azade bulunması elzemdir…

110 sayfalık bir kitab…

Okudukça okuyacağınız… Yerli ve İslâmî duygularla örülmüş…

BİZ adlı şiirden:

Biziz güvencesi dinin, devletin,

Bunlar için candan geçenleriz biz.
Karşısına çıkıp şirkin, zilletin,
Kalblerine korku saçanlarız biz.

Gördüğünüz gibi tertemiz duygular, tertemiz niyetler… Amma ötelerde birisi fosseptik çukuru gibi kokan, bulaşan, sözde şiirler yazıyor…
Şiir, ak ile karanın, kirli ile temizin ayrışma noktasıdır…
Okuduğunuz zaman sizi tiksindirmiyor da, gül kokulu iklimlere çekiyorsa, o şiir makbul olanıdır…

Diyarbakır:

Sur üstünden bir akşam seyreyledim sessizce,

Sanki koca ülkenin kalkanı Diyarbakır.
Aralandı habersiz ruhumdaki bilmece,
Gizlemek mümkün değil sevdanı Diyarbakır.

Dört yandan kuşatıldık, o günleri gördün sen,

Türkiye olmak için engelleri kırdın sen,
Sancağa kan gerekti, fazlasını verdin sen,
Bayrağımın hilâli, al kanı Diyarbakır…

Ve ötekiler:

İşte duydunuz, Mardin ilimizin Mazıdağ ilçesi Bilge Köyü halkından 44 tanesini öldürüp kaçan canavarlar, acaba şiir okumasını bilir miydi? Yoksa okurlardı amma çirkef kokan şiirler miydi onların okudukları…

Vesile oldu… Düğünde katledilen herkese Allah’tan rahmet, kalanlara başsağlığı diliyorum..

Zoraki Talep:

Dünya duysun dün ne idik, bugün ne,

Anlat nine, dinle baba, duy oğul.
Sağır sultan duymasa da sen yine;
Anlat nine, dinle baba, duy oğul…

Eksik Şiir: “Arkasını siz getirin..” diyor şair.

Başlar ayak oldu, ayaklarsa baş,
Hâlâ saklananın, pusanların taaa…
Özgürlük adına her gün arkadaş,
Millete kinini kusanların taaa…

Dışardan destekli malum kişiler,

Pek muhterem beyler, oynak dişiler;
Ülkeme parçalı motif aşılar,
Ben bu mozaiğin, desenlerin ta…

Berikan Elektronik Basım Yayım San. ve Tic. Ltd. Şti… GMK Bulvarı 80/1 Maltepe/ANKARA – Tel: (0312) 232 62 18 / 19 Faks: 0312 232 14 99

ANADOLU’DA ŞAİR OLMAK

Fehimdar ÇİFTÇİ/Sanat Sokağı Dergisi

Durun! …

Derin nefes alın ve dinleyin…
Eğer yeriniz bir köy ise, gelenekten kopup gelen nağmeler sizi karşılar. Eğer bulunduğunuz yer bir kent ise, görgünün ayak seslerini duyar ve toplumsal bir yarıla girersiniz. Giyimden kuşama, saç şeklinden yürümenize kadar şehir sizi etkiler.

Durun ve dinleyin! …

Şairlik gibi bir duyarlılık sahibiyseniz, başka duyar, bir başka dinlersiniz. Etrafınızda bulunan canlı cansız bütün organizmalar size mesajlar gönderir. Onları alır, şair gergefinde işler, mısralarla onlara kendilerini anlatırsınız. İnsanın duyması anlamlıdır.

Şairin duyması ise bir başka anlam taşır. Kendinize sorular sorar ve yine siz cevaplarsınız. Sanki etrafınızda her şey bilinmek için yaratılmışta, siz de ‘bilmek’ için kendinizi görevli hissedersiniz.

Bu yazımızda kaleminin kudretini hecede gösteren ve Bolu’nun ekmeğini yemiş, kökez suyunu içmiş, okulunda okumuş ve kalemini Anadolu için kullanan bir genç şairden söz edelim. Siz onu tanımasanız da onun mısralarını çok duyacaksınız. Duygularını, düşüncelerinin pınarlarında yoğurmuş, kaleminin kendisine arkadaş olduğu bir şair.

O, Anadolu’yu bütün incelikleriyle kucaklamış ve adeta kaleminin kudretiyle bizlere sembolize etmiştir. ‘Anadolu’ adlı uzun şiirinden birkaç dörtlük alalım…

Sen Anadolu’yu gördün mü gardaş?

Tozlu yollarına vuruldun mu hiç?
Sen torbanda kuru ekmek, yavan aş
Gurbetten gurbete sürüldün mü hiç?

Türk’ün uzun tarih yolculuğu içinde uzandığı dünya coğrafyasında birer abide bıraktığı dönemlere giden şair, büyük ailelerin hızla çekirdek aileye dönüştüğü günümüze de atıfta bulunmakta, onları beyaz kitap sahifelerinden değil, bir nenenin döşünde gelecek kuşaklara ‘anılar’ bırakarak aktarmaktadır. Adeta unutulan kelimeleri, ustalıkla dizelerine yerleştiren şair, duyduğumuzda içimizden bir şeylerin koptuğunu hissettiğimiz ‘Yemen Türkülerini’ bu kadar acı, anlamlı ve duygulu kılan unsurları da ihmal etmeden anlatmış;

Yemen’in yasını tandır başında

Dinledin mi bir nenenin döşünde?
Hele yoksulluğun karakışında
Veremden, tifodan kırıldın mı hiç?

Türküler duydun mu, yandı mı için?

Türküler ağıdı giden her göçün
Delik pabuç, yırtık mintanın için
Makamda hor, hakir görüldün mü hiç?

Şiirlerinde gördüğüm dikkati çeken ilk şey giriş dizelerindeki olağanüstü anlatım ve finaldeki müthiş başarı. Bir şair için en önemli şey kendisine ait bir üslup yaratmasıdır. Şairimiz kendine has üslup yaratmış az bulunan şairlerden biridir. Bana öyle geliyor ki, bu üslup şiirinin altında imzası bulunmasa dahi okuyucu o şiirin ona ait olduğunu anlamakta hiç zorlanmayacaktır. Şiirlerinde hem güncel kelimeleri hem de dünün lezzet bırakan kelimelerini büyük bir ustalıkla bir arada kullanmaktadır. Unutulmaya zorlanan kelimeleri şairimizin dizelerinde görmek mümkündür.

Şairin hemen tüm şiirlerinde kendine has ‘imge’lere rastlanır. Bir şiirin içerisinde bu kadar çok, hiç kullanılmamış imgeleri okuyucuya sunması olağanüstü ustalığının bir göstergesidir.

Türkülerin Türk’ün malı olduğunu, türkülerle dertlenip, türkülerle konuşan milletin, bütün sefillik ve sefaletine rağmen, onurundan taviz vermeyen insanların, günümüzde görülen ve devlet imkânlarını kullanarak ‘büropatik’ davranışlar sergileyen devletlilerin hor ve hakir gören tavırlarını da ustalıkla mısralarına yerleştirdiği görülmektedir.

Şair duygularıyla yol almakta, asla zihniyet bunalımına düşmemektedir. Ülkemizde oynanan oyunları yine kalem erbabının objektif ve riyasız yaklaşımı ile göğüs germekte, gergefinde nakış nakış işlemektedir. O her şeye rağmen soylu bir kültürün öz evladı olduğunu hissettirmekte, tarih ile bugünü yoldaş etmektedir. ‘Diyarbakır’ şiirinde;

Sur üstünde bir akşam seyreyledim sessizce

Sanki koca ülkenin kalkanı Diyarbakır
Aralandı habersiz ruhumdaki bilmece
Gizlemek mümkün değil sevdanı Diyarbakır

Öyle temiz bir aşk ki gökteki kardan beyaz

Dilim çaresiz kalır, diyecek söz bulamaz
Dede Korkut kopuzu çalıp, söylese biraz
Anlaşılır gönlümün destanı Diyarbakır

Girdiği girizgâhtan ustalıkla çıkan şair, ülkesini ve insanını sevmenin de örneklerini vermektedir. Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU ile ‘Destan’ türü şiirlerle yol alan edebiyatımız, O’nun hakka yürümesi ile durgunlaşmış, ancak şairimizle yeni bir çıkış yakalamışa benzemektedir. ‘Destan’ türü şiir sevenlere, yine mütevazı bir sesleniş, ama dolgun mısralarla bir yükseliş örneği olarak gelecekte aranan bir kalem erbabı olarak karşımıza çıkacaktır.

Halife Ömer ile tanışmıştık bir ara

Orda görüp sevmiştim, ondandı bunca yara
Kavuşmasak vallahi götürürdü mezara
Kanayan yüreğimin dermanı Diyarbakır

Fitne ve fesadın kol gezdiği ülkemizde birleştirici ve bütünleştirici, bir o kadar da düşündürücü söylemlerle yol açan şair, mazi, hâl ve ati arasındaki köprüleri de ustalıkla kurmaktadır. Coğrafyayı vatanlaştıranların, bir kaynaktan gür ve gümrah akışını da anlamlı bir şekilde izah eden şairin;

Sağda Kırmanç Türkleri, solda Kayı erleri

Arkasında İslam’ın mübarek tekbirleri
Bunlar Türk’ün korkusuz, gözü pek neferleri
Uğruna kefen giydi, sultanı Diyarbakır

Bu anlamlı dizelere yeni bir ruh katan aşağıdaki dörtlükte ise yeni bir söz söyleyen ve korunması gereken ‘fidan’a benzeten şair, tarih bağlantısını da ustalıkla kurmuş ve fidanın çağrıştırdığı anlamı okuyucusuna yüksek bir söylemle ulaşmıştır.

Malazgirt kapısından girdiğimiz ilk anda

Yönümüzü çevirdik sana aynı zamanda
Tükenmez bir hevesle göründün Alparslan’da
Selçuklunun kırılmaz fidanı Diyarbakır

Kuşatmanın ve kuşatılmışlığın ne demek olduğunu bilenlere yine derin hatırlatmalar yaparak, Türk’ün soylu gövdesine indirilmeye çalışılan ağır darbenin, Al bayrak üstüne bayrak olamayacağını, isteyenlerin de hüsran dolu günler yaşayacağını vurgulayarak, hilalin anlamını sergilemektedir. Dün bizi kuşatanların bugün de olduğunu hatırlatan şair, beşerin unuttuğu, ama tarihin unutmadığı hatırlatmasını yapmaktadır.

Dört yandan kuşatıldık, o günleri gördün sen

Türkiye olmak için engelleri kırdın sen
Sancağa kan gerekti fazlasını verdin sen
Bayrağımın hilâli, al kanı Diyarbakır

Şairler deli gönüllüdür. Herkesin bakıp göremediğini görür, duyamadığını duyarlar. Onların duyguları yücedir. Takvimini iğde yapraklarına bağlayan şair, delişmen ruhunun derinliklerine bizleri götürmekte, aşkın yüce duygularını göz önüne sergilemektedir.

İğde yapraklarında kokun emanet kalmış

Burcu burcu sen varsın esen deli rüzgârda
Sınırsız bir iştahla hep seni soluklarım
Son nefesim sayarım ah senden uzaklarda
Baharı bekliyorum iğde yapraklarında

Kerkük yöresine has söylenen ‘HOYRAT’lara da dalan şair, yeni ve orijinal söylemleri burada da göstermiştir. Söz söyleme ustalığını birlikte okuduğumuz şairimiz kim mi dediniz? Abant İzzet Baysal Üniversitesi mezunu Kenan ÇARBOĞA. Edebiyat sevenler ve şiir tutkunları bu ismi unutmasınlar. Hoyrat örnekleri ile yazımızı bitirelim.

Delmesine

Perçem vur, delme sine
Hiç sesimi çıkarmam
Aklımı delmesine
her şeyine razıydım
Ya gönlü delmesi ne?

Kızardı

Bağrım yandı, kızardı
Bir an düşünmesiydim
Yâr anlayıp, kızardı
Dün gece rüyamdaydı
Yine yüzüm kızardı

DİL, ŞİİR VE
BİR GENÇ KALEM

Nazlı Rana GÜREL*(Kümbet Dergisi)

Dil gönlümde kanayan bir sevdadır, Makedonya maceramızdan sonra. Ülkeleri dilim dilim, milletleri ve zihinleri didik didik etmenin yolu dilden geçer. Tabii ki insanlığı kemale götürmenin ve idrakleri genişletmenin yolu da.

Kazakistan ve Makedonya’da Türk soylu grupların farklı dillerin baskısı altında yaşatmaya çalıştıkları dil serüvenlerine dair gözlemlerim dilin zekânın oluşu
munda da temel etken olduğunu gösteriyordu. Günlük hayatta, pratik işlerde çok zeki olmalarına rağmen, dili dar kelime hazinesi ile kullanan insanlar anlama ve anlatmada da problemler yaşıyorlar.

Ülkemizdeki otuz kırk yıl kadar önce basılan Türkçe ve Edebiyat kitapları ile bu günküleri kıyasladığımızda bizde de durumun hiç iç açıcı olmadığını gözlemleyebiliriz. Daralan kelime hazinesi; deyim, sembol ve mecazlar yerine argodan seçilen kalıplaşmış söz grupları, gençler arasında yaygınlıkla kabul görmüş bir msn Türkçesi…

Kelime hazinesi geniş, mecazlara, imgelere, atasözlerine, deyimlere vâkıf bir insanın zihinsel açılımı geniş ve kapsamlı bir daireye benzetilirse, bunlara vukufunu yitiren insanların zihni noktalaşıyor, daralıyor. İnsanlar ve milletler dili kullanma becerileri sınırlandıkça cihanşümul dairelerden, noktaya hapsoluyorlar düşünsel olarak. Varlıktan yokluğa sürükleniyorlar.

Genel olarak bir dili kullanan millet için özel olarak birey için bunca önemli bir unsur olan dilin hamallığını ise edebiyat, özellikle de şiir üstleniyor. ‘Şiir, bir iç kale sanatıdır. Çünkü dil, aracı olarak değil; gereç ve simge olarak kullanıldığı zaman milletin iç kalesidir. Böyle alınınca, bir milletin insanının, tarihinin, kültürünün ta kendisidir.’diyor Tanpınar. İç
kaleyi kaybeden düşmüş, teslim olmuş egemenliğini yitirmiş sayılır. Zaten şiir kadar milli diğer bir sanat da yoktur.

Dilin ve şiirin bugünkü garipliğine bakarak, hele günümüzde devletin kitap ve dergi yayıncılığından büyük ölçüde vazgeçerek bu alanları yetim bıraktığı gerçeğini de hatırlayınca… önceki neslin bu konuda yeterince duyarlı olmadığını düşünmek mümkün. Bu konuda şuur sahibi genç nesle gelecek nesiller adına düşen vazife büyük.

İç kaleyi muhafaza için genç yetenekleri keşfetmek, topluma takdim etmek ve başarılarına destek olmak gerekli. Medya binlerce olumsuz genç örneği topluma sansürsüzce sunup, olumsuz modellerle zihinleri doldururken neden başarılı gençlere ve onların ortaya koyduğu güzelliklere yeterince kapı aralamaz. Bu tavır bir toplumu psikolojik olarak yıpratma ve yok etme stratejisi mi? Yoksa toplum olarak her alanda olumsuzlukları gören ve gösteren bir hastalar güruhuna mı dönüşüyoruz.

Oysa gençlerin başarılarına yol açmak, bu başarıları görmek ve göstermek bizleri daha umutlu ve iyimser kılar gelecek konusunda. Bir akademisyen ve bir şiir tutkunu olarak benim takip edebildiğim genç kalemler arasında Kenan Çarboğa gelecek için büyük

umut vadeden genç şairlerden birisi.

Onu şiir alanında topluma ilk takdim eden ve yüreklendiren Abant İzzet Baysal Üniversitesi Türkçe Topluluğunu’nun ‘Dünya Şiir Günü’ münasebetiyle düzenlediği ‘Bolu’da Aşk Başkadır’ adlı şiir yarışması. Şairin Türkü, Redif, Sanat Sokağı, Kümbet Altında, Her Telden, Birliğe Çağrı, Aklın Aydınlığında Eğitim…dergilerde şiirlerinin yayınlandığını biliyoruz. Henüz 26 yaşında olan Kenan Çarboğa, Süt Rengi Düşler ve

Az Kaldı adlı kitaplarındaki şiirleri ile Türk şiirinde yarın çok önemli bir mevkie oturacağını ispatlıyor bizlere. 26 yaşının kişisel his ve heyecanlarından ziyade
ait olduğu ihtiyar ve köklü milletin olgun ve cihandîde tecrübeleriyle sesleniyor okura. Kendisinin değil, milletinin, toplumunun ağzından konuşuyor ki; geleceği noktanın en önemli göstergesi bu tavır. Halkının, milletinin, insanlığın adına düşünebilme erde-
mini yüksek şiir yeteneği ile birleştirebildiği oranda büyük ve kalıcı olur şair. Ve adına düşündüğü kitle oranında büyür faidesi. O’nun da zaman içinde hassasiyet dairesini insanlığa doğru genişleteceğine inanıyoruz.

Şiirlerine göz gezdirdiğimizde onu hemen Halk Şiiri türünde eserler veren bir kalem olarak görüyoruz. Servet Kabaklı 6 Ekim 2004 tarihli köşe yazısında ‘Hece vezniyle ‘aşıklama, güzelleme, taşlama’ şiirler yazıyor… Halk şiiri, devrinin aynası olan, günlük

sosyal ve politik olayları, acıları, sevinçleri, hulasa, milletin gönlünü süzen şiirdir. Abürrahim Karakoç Usta’dan teşbihler, tesirler ve izler taşıyor.’ Cümleleriyle vasıflandırmış onu.

Günümüz şiirinin ustalarından Abdurrahim Karakoç da güzel ifadeler kullanıyor genç şair hakkında ‘Şiir, Şair ve Sığırlar üzerine’ başlıklı yazısında:

Şiir, edebiyatın okurken kısa menzilli, yaşarken en

uzun soluklu olanıdır…

Şiiri adamlar yazar… Kopukların, sapıkların yazdıklarına yandaşları şiir deseler de inanmayın… Çünkü, çirkef kokar pek çoğu… Şiir, ak ile karanın, kirli ile temizin ayrışma noktasıdır… Okuduğunuz zaman sizi tiksindirmiyor da, gül kokulu iklimlere çekiyorsa,

o
şiir makbul olanıdır… Diyor ve Kenan Çarboğa’nın Az Kaldı adlı şiir kitabı hakkında şu cümlelerle sürdürüyor yazısını: ‘Edebin, güzelliğin, estetiğin harman olduğu bir kitab…Son zamanlarda okuduğum hece vezni şiirler içinde bence en hâlisi, en tutarlısı, en edebî olanı desem yalan çıkmaz… Okudukça okuyacağınız… Yerli ve İslâmî duygularla örülmüş…’

Az Kaldı… kitabın bütününü de özetliyor aslında bu ad. Millî ve sosyal hayatımızda kötüye giden hususlara temas etmekle birlikte ümitle ve biraz gayretle bu problemlerin üstesinden gelebileceğimizi vurguluyor.

‘Her derdin, tasanın, zulmün inşallah İcabına
bakacağız az kaldı’ dizeleriyle…
Kitap ‘Ülkemin Gül Yüzlü Çocuklarına’ ithafıyla başlıyor. Bir sınıf öğretmeni olan Kenan Çarboğa derslerinin yanı sıra şiirleriyle de kendisinden sonraki nesle emek vermek ve
onları beslemek istiyor. O’nu ve kendisini ait gördüğü kitleyi ‘Biz’ şiirinden bir dörtlükle tanıyalım:

Türkistan yurdunda yeşeren gülü

Gözledi günlerce hep Anadolu
Ahmet Yesevî’nin açtığı yolu
Kanatlı atlarla uçanlarız biz.

Türk coğrafyasının pek çok yerini ve Türk tarihinin pek çok hadisesini gezmek mümkün Az Kaldı ile. İşte Türkmenlere ağıt yaktığı ‘Kerkük’ şiirinden iki dörtlük:

Sitem sana Türkiye’m, sana aziz milletim,

Dilim dilim derimi yüzüyorlar nerdesin?
Öksüz kaldı lisanım, geleneğim, âdetim,
Hoyratıma türküme kızıyorlar nerdesin?

Türkçe Konuşuyorum seninle aynı dilden

Nasıl anlamıyorsun düştüğüm korkunç halden?
Fayda beklemiyorum vallahi yaban elden
Üzerimi kalemle çiziyorlar nerdesin?

Kerkük Türkmen edebiyatına has olan Hoyrat türünde de başarılı örnekler mevcut kitapta.

Günümüz Türk toplumunun pek çok usulsüz hallerine temas eden şair, halk geleneğini ustalıkla kullanarak başarılı hicivler ortaya koyuyor ve bu şiirlerde Abdurrahim Karakoç’u hatırlamadan edemiyoruz. İşte ‘İsyan Bildirisi’ şiirinden bir dörtlük:

Elbise edebin evini yıktı

Pantolon hırsından belini sıktı
Örtüye sığmadı ortaya çıktı
Göbekler, bacaklar, beller isyanda…

‘Karınca Destanı’ ise halk edebiyatı verimlerinden yalanlama veya mübalağa tabir olunan türün başarılı örneklerinden. Bakınız karıncanın evsafına:

On beş urgan geldi parası peşin

Boyu uzun göğe değiyor düşün
Işığını göremedim güneşin
Gölgesine çadır kurdum inanma

‘Kalem’ şiiri ile zaman içerisinde serbest tarzda da başarılı eserler verebileceğine dair bir inandığımız genç şairimizin, hem öğretmenliği hem şairliği ile Türkçeye uzun yıllar hizmet edeceğini ümit ediyoruz.

Bizlere düşen vazife de sürekli olumsuz genç örnekleri gündemde tutarak gençlerin yanlış modellerle muhatap olmaması, Türk toplumunun gelecek konusunda karamsarlığa düşmemesi için başarılı gençlerimizi keşfetmek, onları teşvik ve topluma takdim etmek. Bu milletin, evlatlarının, ona ait değerlerin hatta insanlığın felahı için gereken tavır bu. Başarıyı, doğruyu, güzeli görmek ve göstermek…

KAYNAKÇA

1. Çarboğa, Kenan, Süt Rengi Düşler, Bizim Büro

Basımevi, Ankara, 2006, 103 s.
2. Çarboğa, Kenan, Az Kaldı, Berikan Yayınevi,
Ankara, 2008, 110 s.
3. Gürel, Zeki, Bolu’da Aşk Başkadır, Bolu, 2002,
197 s.
4. Kabaklı, Servet, ‘Türk İstanbul ve Kenan Çarbo-
ğa! ..’ Tercüman Gazetesi, 06 10 2004
5. Karakoç, Abdurrahim, ‘Şiir, Şair ve Sığırlar Üze-
rine’ Vakit Gazetesi, 06 5 2009

İlçemize bağlı 19 köy okulunda okuyan tüm öğrenciler kaymakamlık tarafından giydirildi.İlçemiz Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfınca temin edilen kışlık Bot ve Montlar İlçe Kaymakamımız Sayın Adnan TEZCAN, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ayhan VURAL, İlçe Jandarma Komutanı Faruk ÖKSÜZ  tarafından Seydinali  BSİÖO’  Kömeviran BSİÖO, Kocaoğlu BSİÖO  ve Yeniköy İlköğretim okulunda öğrencilere dağıtıldı. Öce  Seydinali  BSİÖ  Okuluna gidildi buradaki öğrencilerin tamamına giyecek yardımı yapıldı. Kaymakam Bey Seydinali BSİÖ Okulunda öğrencilerin derslerindeki başarı durumlarını da değerlendirdi. 3. Sınıf öğrencilerine Sınıfın en başarılısını sordu ve tahtada problem çözdüreceğini söyledi  parmak kaldıranlar arasında Erkan ADIYAMAN adlı öğrenci  Kaymakam Beyin sorduğu problemi  zorlanmadan çözdü  ve Kaymakam Bey Erkan ADIYAMAN adlı öğrenciyi tam altınla ödüllendirdi,ödüllendirilen öğrencinin Şehit yeğeni olduğu öğrenildi. Buradan Yeniköy ilköğretim okuluna geçildi Kaymakam Bey’in daha önceki ziyaretinde tespit edilen ihtiyaçların (Kütüphane iç demirbaş donanımı Okul kantini dolapları  vb.) giderilmiş halini yerinde görüldü.Daha sonra Öğrencilere Kışlık  giyecek dağıtıldı.
Bir gün sonra Kömeviran ve Kocaoğlu BSİÖ Okulları da ziyaret edilerek öğrencilere kışlık giyecek yardımında bulunuldu.

Kaynak: Yurter Özcan YİBO


 
17 Mart 2011 Perşembe 22:35
Okunma: 8102
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
GEMEREKGEMEREK
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Anket
BELEDİYE SEÇİMLERİNDE OYUNUZU KİME VERİRSİNİZ ?
DADALOĞLU KARAKOYUN
EROL SAĞIRKAYA
GAZİ SAĞIRKAYA
HACI YALÇIN
REMZİ KILIÇDAĞ
SEZAİ ÇELİKTEN
 
 
 
Tarihte Bugün
1914 - Fuat Uzkınay, ilk Türk filmi sayılan "Ayastefanos'daki Rus Abidesi'nin Yıkılışı"nı çekti.
1918 - Çekoslovakya'da cumhuriyet ilan edildi.
1922 - BBC İngiltere'de radyo yayınlarına başladı.
1922 - Tekirdağ'ın Malkara ilçesinin kurtuluşu.
1925 - Sivas'ta bazı kişiler şapka inkılabına karşı duvarlara yazılar astı. İmamzade Mehmet Necati, bu nedenle idama mahkûm oldu.
1925 - Sürrealistlerin ilk sergisi Paris'te açıldı.
1940 - İngiltere'nin Coventry şehri hava saldırısına uğradı; 100 sivil öldü.
1941 - Türkçe Terimler Cep Kılavuzu yüksek okul öğretmenlerine dağıtıldı.
1944 - Ahıska Türkleri'nin Ahıska'dan sürülmesi.
1958 - Hukuk Profesörü Ragıp Sarıca "Gazetecilerin tevkif edildiği yerde demokrasi yoktur" dedi.
1960 - Yassıada duruşmalarında, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'yla ilgili döviz yolsuzluğu davası başladı. Aynı gün, eski başbakan Adnan Menderes'in yargılandığı "Bebek Davası"nda delil olarak bebeğin kemikleri Ankara'dan getirildi.
1964 - Amerikalı aktör Kirk Douglas "iyi niyet elçisi" olarak Türkiye'ye geldi. Başbakan İsmet İnönü, Douglas'ı kabul etti.
1969 - NASA, Ay yüzeyindeki ikinci insanlı görev için Apollo 12 uzay aracını fırlattı.
1969 - Muammer Kaddafi Libya'daki bütün yabancı bankaları kamulaştırdı.
1971 - Mariner 9 Mars gezegenine ulaştı, ve başka bir gezegenin yörüngesinde dönen ilk uzay aracı olma ünvanını kazandı.
1972 - İsmet İnönü, 5 Kasım'da CHP'den, bugün de milletvekilliğinden istifa etti.
1975 - İspanya Batı Sahra'daki egemenlik hakkından vazgeçti.
1976 - Çayırhan Termik Santrali ve Kömür Üretim Tesislerinin temeli atıldı.
1983 - Barış derneği davası sonuçlandı. 18 kişi 8 yıl, 5 kişi de 5 yıl hapis cezasına mahkûm oldu.
1984 - Türk Milli Futbol Takımı, kendi sahasında İngiltere'ye 8-0 yenildi.
1985 - Demokratik Sol Parti (DSP) kuruldu.
1991 - Anadoluhisarı açıklarında koyun yüklü bir yabancı gemi başka bir yabancı bandıralı gemiyle çarpıştı; 2 gemici kayboldu, 22 bin koyun boğuldu.
1993 - Naim Süleymanoğlu, Dünya Halter Şampiyonası'nda üç altın madalya kazandı.
2002 - 1993`te 2 CIA mensubunu öldürmekten mahkum olan Pakistanlı Aimal Han Kasi, Virjinya`da zehirli iğneyle idam edildi.
2009 - Eylem Öykü Atalay & Cihan Uzunoğlu, çıkmaya başladı.
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:59
  • Güneş06:45
  • Öğlen11:45
  • İkindi14:09
  • Akşam16:24
  • Yatsı17:58
 
Süper Loto
08.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu050610161727
 
On Numara
12.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu07132023293234384142444653596263697074767779
 
Şans Topu
07.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu081621233213
 
Sayısal Loto
10.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu091518282946
 
Arşiv
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
 
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
Gemerek Gündem Haber Gazetesi © 2010-2018 sanalbasin.com üyesidir